CHP’de değişim isteyenlerin “Alevi karşıtı” olduğu doğru mu

Kardeşlerim; değişim isteyenler “Alevi karşıtı” değil, ülkenin geleceğinden endişe duyan Alevi-Sünni, inançlı-inançsız yurttaşlardır, CHP’lilerdir.

Gelin bir “siyasal toplam” yapalım; ne oldu, ne bitti. Neredeyiz, ne olacak…

CHP’nin Ana Muhalefet görevinden sorumlu olduğu, benim de bir yurttaş ve bir kurum başkanı olduğum dönemde rejim değişti. Tekrar ediyorum: rejim değişti! Ülkem, 1918-19 işgalinden sonraki en bahtsız dönemini son on yıl içinde yaşadı. Tam demokrasiye doğru giden doğrultumuz, mezhepçi eksene evrildi ve yeniden Cumhuriyet öncesine döndük! Artık CHP ve diğer partiler, TBMM, yargı, medya figüran, biz yurttaşlar tebaayız! Yarın neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Emekli maaşımız, canımız, maddi-manevi varlığımız teminat altında mı; bilmiyoruz! Adalet, yargı, polis, savcı veya yargıcın veya TBMM’nin bir yaptırım gücü, “tek adamdan” gelen bir telkini, uygulamayı etkileme, değiştirme-reddetme gücü var mı bilmiyoruz…

Borçlarımızı ödeyebilir miyiz, ülkemiz rehin alınır mı, birliğimizi koruyabilir miyiz, iç kavga yaşar mıyız, diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi mülteci durumuna düşer miyiz, bilmiyoruz…

Bildiğimiz şu; artık birey değiliz. Birey olmadığımız için bişey de değiliz. Bir eşya ya da bir yaratıktan farkımız yoktur. Birisi yani bir adam ne istiyor, nasıl istiyorsa öyle yaşamak ve itaat etmek zorundayız. Hukukumuzu korumaktan aciz ve uzağız! Umutsuz, yorgun, bedbin ve bitkiniz! Partimiz, derneğimiz, sendikamız, kurumlarımız şeklen var, fiilen yoktur… Bir asırlık asrileşme-modernleşme ve “muasır medeniyet” çabamız, tam demokrasi, eşitlik, adalet beklentimiz boğuldu!

UMUT POŞETLENDİ ÇÖPE ATILDI!

Geleceğimizi-umudumuzu, değerlerimizi çöpe atanlar, devleti “menzilimiz aynı” dedikleri FETÖ’ye teslim edenler, askeri-sivil bürokrasiyi peşkeş çekenler, milyonlarca insanı katleden El Beşiri’yi, “Rabia’yı”, Müslüman Kardeşleri kucaklayanlar, sırf “Alevidir” diyerek Esad’ın ülkesine savaş açanlar, ülkeyi “beka sorunu” noktasına getirdi… Çocuk tecavüzcüleri Milli Eğitimimizde söz sahibi oldu…

Bütün bu muazzam-olağanüstü olumsuz-kötü, insan doğasına uygun düşmeyen, insanın insani özelliklerini yok sayan-edilgenleştiren, tebaalaştıran, uyuşturan, cemaatleştiren değişiklikler CHP’nin Ana muhalefet, benim bir STK başkanı ve yurttaş olduğum süreçte gerçekleşti…

Demokratik platformların kuruluşuna öncülük ettim, yazdım… Dostlarımla birlikte yüzlerce kez sokağa çıktım, gaz-cop yedim, hakkımda davalar açıldı. “Konuşma, sokağa çıkma” denildi. Susmadım, konuştum, sokağa çıktım hapis cezalarına çarptırıldım ama yetmedi, beceremedim. Beceremedik, sürecin önüne geçemedik…

12 Martlara, 12 Eylüllere direnen, işkenceyi, sakat kalmayı, ölümü-hapsi göze alanlar, rahmetli Ecevit gibi direnenler faşizmi ötelemiş, çağcıl doğrultumuzu korumayı başarmışlardı. Ama biz başaramadık. Başaramadık çünkü bedel ödemeyi göze alamadık… İstedik ki, hem koltuğumuzu ve konforumuzu koruyalım, hem de bütün gücüyle üzerimize abanan gerici dalgaya karşı koyalım…

Olmadı, olamazdı da…

Ata’nın emanetini, cumhuriyetin değerlerini, kazanımlarını koruyamadık. Kazanımlarımızı koruyamadığımız, yurttaşlık sorumluluğumu yeterince yerine getiremediğimiz için demokrasi uğruna bedel ödeyenlerden kendi payıma özür dilerim.

Acılar içindeyim: İç dünyam paramparça! Aç kurtlar bedenimi parçalasa, sırtlanlar kanımı içse bunca acı duymazdım. “Nasıl olur da bunca çağcıl birikim, Ortaçağ ilkelliğine yenik düşer! Ve nasıl olur da gerçeği idrak edemeyiz, göremeyiz” diyerek içim içimi yiyor…  AKP’lilerin; “Kılıçdaroğlu bize Allah’ın bir lütfü” dediklerinde bunun bir ironi olduğunu düşünürdüm, şimdi ironi değil gerçek olduğunu düşünmeye başladım… Baksanıza döviz her gece %10 oranında artıyor, ortalığı seller-sular götürüyor, AKP’nin övünerek anlattığı her bir projesi suya-sele gidiyor, denize akıyor ama ortada bir muhalefet yoktur… “İnceleme yapacaklarmış!”

ATATÜRK’ÜN MİRASI CHP VE BİREYİN SORUMLULUĞU

Yukarda yazdım; bütün bu altüst oluş, bu ilkel değişiklikler CHP’nin Ana Muhalefet, benim de bir yurttaş olarak sorumlu olduğum süreçte gerçekleşti… Peki, sorumlu olduğumuz bir zaman diliminde, ülkemiz zehirleniyor, ümüğüne yapışıp öldürülüyorsa-öldürüldüyse nasıl sorumsuz olabiliriz? Nasıl olur da hiçbir şey olmamış gibi davranabilir, “görevimi yaptım” diyebiliriz? “Görevini yaptınsa bu ne?” demezler mi, faturayı önümüze koymazlar mı? 

Eğer her şey bunca pisliğe batmış, siyaset kokmuş, elde avuçta ne varsa satıp-savılmışsa, sistem, mezhep devleti rejimine evrilmiş, kapitülasyon tehlikesi baş göstermişse… Ve ben iktidardan sonraki en sorumlu makamdaysam, “bana ne” diyerek, o makamda oturabilir miyim?

ÖZÜR DİLEMEK YERİNE MEZHEP KARTI…

Bu süreci görüp, sokağa çıkıp itiraz etmeyen kişi suçlu mu; evet… Kurumlar, görevini yapmayan sendikalar, STK’lar, birlikler, Gezi Parkı eylemine bigâne olanlar, ihanet edenler suçlu mu; evet… Eee? Değerli kardeşlerim Hak aşkına bunca kişi, kurum suçlu ama bu noktaya gelişimizin birinci sorumlusu olan, bunu duyumsayıp yüzü kızarması ve gereğini yapması gereken Ana Muhalefet partisi yönetimi suçsuz ve sorumsuz öyle mi?..

Niye bunu söylüyorum?

Çünkü CHP’de Aleviler üzerinden oyun oynanıyor. Partiyi yöneten kast, bir kısım Alevi kardeşimizin inançsal dürtülerini kışkırtarak; “Kemal bey iyi insan, çok da çalışkan, Onu çok seviyoruz ama bu böyle gitmiyor, gitmedi, gitmez. Artık bir değişim şart, Kurultay’ın önünü açsa iyi olur” diyenlere dönük gerçekdışı tezviratlar üretiyor ve meseleyi en ilkel noktadan ele alarak, değişim isteyenlerin “Alevi karşıtı” olduğu yalanına başvuruyor!  

Bu çok basit ve fakat çok tehlikeli bir yalandır!

Malum, Alevi kurumlarında 30 yıl yöneticilik yaptım. İletişim içinde olduğum baskın kitle Alevilerdir… O nedenle Alevilerin en azından bir bölümünün bu yalana inandığı, kaosun derinleşerek bir kriz haline dönüşmesine katkı verdiğini görmekteyim…

Kardeşlerim; değişim isteyenler “Alevi karşıtı” değil, ülkenin geleceğinden endişe duyan Alevi-Sünni, inançlı-inançsız yurttaşlardır, CHP’lilerdir. Parti kamuoyu Sn. Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğinden katiyen rahatsız değildir; doğrusu Aleviliğiyle ilgili de değildir. Hiçbir lidere karşı göstermediği vefayı, korumayı, Sn. Kılçdaroğlu’na göstermiştir. Öyle olduğu içindir ki, sekiz seçim kaybetmesine karşın güven duymuş, oy vermiştir...

Fakat ne olur anlamaya çalışalım; duvara dayandık ve gidecek yerimiz, tutacak dalımız kalmadı!

Şimdi ülkeyi bu hale getirenler, CHP’yi tümüyle bitirmek ve alternatifsiz kalmak adına son kozlarını oynuyor, fitne çıkartıyor, parti bünyesindeki kardeşliğimizi bozmak istiyorlar. Utanmasalar “bırakın CHP’yi biz yönetelim” diyecekler. Lütfen, tek umudumuz olan parti bünyesindeki Alevi-Sünni kardeşliğini örselemeyin, kaim tutun, güçlendirin, fitnenin parçası olmayın!

Artık anlayalım; Partideki talep, salt bir nöbet değişiminden ibarettir ve bir zorunluluktur… 

VE EVET; SORUN YAPISALDIR

“Partinin tek sorunu liderlik değil, yapısaldır, çünkü Partinin örgütü yoktur, delegelik parti ağalığına dönüştü” diyenler yerden göğe halkıdır. Haklıdır ama yapısal sorunu çözmek sorumluluğu da lider kadrosunundur. Dolaysıyla hâlihazır CHP liderliğinin ertelenemez görevi, delege sayısı hesap etmeyi, üç eksik-beş fazla demeybiryana bırakıp, dipten gelen değişim talebinin önünü açmaktır. Aksi durumda gördüğüm şudur; Parti yerel seçimlere bir türlü hazırlanamayacak ve tarihi bir yenilgi alacaktır!

Bu bağlamda liderliğe düşen sorumluluk, salt Muharrem İnce’ye değil, diğer adaylara da zaman ve zemin yaratacak şekilde fırsat tanımak ve “Asiye’nin kurtuluşunu” sağlamaktır. 

Murtaza Demir

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.