17-25 Aralık olayı bir rüşvet olayıdır, Zarrab davası uluslararası bir suçtur. Kimse rüşvetten yargılanmıyor, burada rüşvetten beraat etmeleri banka dekontlarını yok etmiyor.

Türkiye ile Avrupa'nın saat farkının 2 saat olması benim ve eşim Hilal için çok iyi oldu. Hilal 2 gün sonra fransızca kurslarına başlayacak, o yüzden erken kalkması gerekiyor. Ne yalan söyleyeyim, buralara geldiğimizden beri ikimiz de biraz tembelliğe alışmıştık ama artık 2 ay devamlı erken kalkması gerekiyor. Sabah onu alıştırayım diye erken aradım, ses tonundan anladım ki kolay alışamayacak. Ben de ikinci aramamı görüntülü yaptım ve televizyondan Erdoğan'ın canlı yayın bağlantısını dinlettim. Aynen tahmin ettiğiniz gibi, zıpkın gibi kalktı ama Erdoğan yerine bana söyleniyor.

Hilal'in söylenmesi geçici ama Erdoğan'ın bu aralar söylenmesi geçici değil, o da şimdi Fethullah Gülen ve Amerika'ya söyleniyor. Herkes 27 Kasım tarihinde başlayacak Reza Zarrab duruşmasını bekliyor, anlaşılan o ki Reza Zarrab kucağındaki bütün bilgileri dökmüş durumda. Bana karışık gelen bölüm de bu bölüm, aylar önce ilkokul çocuklarına sorulan klasik bir matematik sorusu yayınlanmıştı internette. Soru 3 kardeşin yaşları üzerinden başlıyor, kardeşlerin isimleri diyelim ki Ayşe, Ahmet ve Celal olsun, sonunda Mehmet'in kaç yaşında olduğu soruluyor. Oysa soruda Mehmet diye bir kardeş yok, anlayacağınız öğrenci yanıtlayamıyor.

Amerika'da başlayan bu Reza Zarrab dosyası da aynı bu soru gibi çözülmeye çalışılıyor Erdoğan ve AKP yandaşları tarafından. Şöyle açıklamaya çalışayım, ABD Reza Zarrab'ı Erdoğan hükümetinin verdiği kararlarla İran'a koyulan ambargoyu delmekle yargılıyor. Zarrab 4 ayrı suçtan yargılanıyor, bunlar ABD'yi dolandırmak, İran ambargosunu ihlal etmek, bankacılık sahtekarlığı ve karapara aklama suçları. Yani Zarrab rüşvet vermekten yargılanmıyor.

Erdoğan ve AKP bu yargılamaya Fethullah Gülen üzerinden bakıyor, çünkü 17-25 Aralık tarihinde Gülen ekibinin ortaya attığı rüşvet belgeleri de bu işe bağlı. Ama gördüğünüz gibi ABD'deki yargılamada rüşvet konusu yok, o zaten onları ilgilendirmiyor. Gülen ekibi bu konuşmaları dinlemiş ama aynı zamanda ABD de dinlemiş, yani açılan dava 17-25 Aralık belgelerine dayalı değil.

Bugün gazetemizde Armağan Kargılı arkadaşımızın yazı dizisi de başladı, onun yazısında bütün olayları daha detaylı okuyacaksınız, o yüzden ben sadece bikaç ufak detayla anlatmaya çalışacağım bu konuyu.

Birincisi Reza Zarrab'ın neden Amerika'ya gittiği? Zarrab Amerika'ya bu davadan kurtulmak için gitti. Türkiye'de kalıp ötseydi kurtulma şansı yoktu ama orada itirafçı olarak bu şansı var ve bence bunu da yakaladı zaten. Sadece Zarrab değil, Halk Bankası genel müdür yardımcısı Hakan Atilla da bence bu yüzden gitti. Şimdi gelelim işin ikinci püf noktasına. Duruşma 27 Kasım'da başlayacakken neden 4 Aralık tarihine ertelendi? Çünkü büyük olasılıkla Hakan Atilla da çözülmeyi tercih etti, mahkeme Atilla'yı dinlemek üzere zaman yarattı kendisine.

Bu iş sadece bu 2 sanıkla da bitmiyor. Dönemin bakanlarından Zafer Çağlayan hakkında da tutuklama kararı çıktı. Peki Çağlayan aldığı kol saatinden mi yargılanacak, hayır, o kol saatini neden aldığından dolayı yargılanacak. Bankanın genel müdürü Süleyman Aslan için de aynı konu geçerli, ona da evinde çıkan paralar sorulmayacak, bir banka genel müdürü olarak bu yasa dışı işe neden girdiği sorulacak.

Gelelim Egemen Bağış hakkında son dönemde yazılanlara. Biliyorsunuz Egemen Bağış Kıbrıs vatandaşı olmuş. Diyeceksiniz ki "Koca bakan başka ülke mi bulamadı da Kıbrıs'ı seçti?" Bağış Kıbrıs'ı bilerek seçti, çünkü Kıbrıs Türk Devleti dünyada devlet olarak tanınmıyor ve doğal olarak da hiçbir ülke devlet olmayan devletin vatandaşını isteyemiyor. Ne yalan söyleyeyim, Bağış sayesinde ABD Kıbrıs Türk devletini tanıyabilir.

Şimdi, halka bu dava hep Gülen'in bir oyunu olarak sunuluyor ya, bu da tam bir kafa karıştırmaca aslında. Davada esas deliller 17-25 Aralık tarihinde alınan kayıtlar değil. Deliller Zarrab'ın ve şirketlerinde çalışanların kimi e-mailleri ve daha da önemlisi para dekontları. Bunları ABD kendi izlemiş ve ortaya dökmüş. Başka ülke için bunu yapma hakkı var mı, yasal olarak bilmiyorum ama olay uluslararası suça giriyorsa, benim mantığıma göre yapabilir.

Bu deliller dışında delil var mı derseniz, evet var. Gazetecilerin aldığı ses kaydı var. Diyeceksiniz ki "Gazeteci de mi ses kaydı yapmış?" Evet, yapmış ve biz bunu hep yaparız. Eskiden Istanbul'dan Ankara'daki bir uzmanı aradığımızda telefonla alırken ya hızlı yazıyorsak dinlediklerimizi daktiloya çekerdik yada telefona bir şekilde teyp mikrofonu yaklaştırıp alırdık ve sonra çözümlerdik. Bu dediğimde 17-25 Aralık olayından biraz önce olan bişey ve 1,5 milyar dolarlık bir rüşvet hikayesi. Kişiler aynı, tam haber yapacaklar, Ankara'dan, yani bakanlardan telefon gelmeye başlıyor, yapılması halinde reisin bundan hoşlanmayacağı söyleniyor. Bu durum patrona iletiliyor, patron doğruysa yayınlanmasını söylüyor. Tam yayınlayacakları sırada 17-25 Aralık patlıyor ve iş o dönem için önemsizleşiyor. İşte kaydedilen sesler, o dönem gazeteyi arayan bakan yada vekiller, o kayıtlar da sanırım Zarrab dosyasında var.

İşin içinde sadece Halk Bankası yok, 6 banka daha var ve bu duruşma sonunda uluslararası bankacılık sistemi bir karar alıp bu bankaları bloke edebilir. Bu durumda ne mi olur, diyelim ki bu bankalardan birinin müşterisiniz ve bu olaylarla uzaktan yakından bir bağınız yok. Sabah evden çıktınız ve arabanıza benzin alacaksınız. Aldınız ve banka kartıyla ödeme yapacaksınız. Geçmiş olsun, yapamazsınız, banka bloke olunca sizin de hesabınız bloke olmuş olacak. Her bankanın 1 milyon mudisinin olduğunu düşünün, sabah uyanan 6 milyon kişi bloke edilmiş olacak.

Tabii Erdoğan tam bir köylü kurnazı yada yeni yeni öyle olmaya başladı. Önceki gün Resmi Gazete'de yeni bir yasa çıktı. Bu yasaya göre banka tabelasını değiştirerek kapatılan Halk Bankası'nın zarar görmemesini sağlayacak. Bunu başarabilecek mi, bilmiyorum, bu konuyu bankacılık uzmanlarıyla konuşup ilerde yazacağım yada Armağan Kargılı yazmıştır. Peki bu yasaya göre diğer 6 banka bunu yapabilecek mi, işte bu çok zor, çünkü o bankaların bazıları Türk bankası değil ve uluslararası alanda bunu yapabilmeleri de çok zor yada tam bir skandal.

Bir daha söylüyorum, 17-25 Aralık olayı bir rüşvet olayıdır, Zarrab davası uluslararası bir suçtur. Kimse rüşvetten yargılanmıyor, burada rüşvetten beraat etmeleri banka dekontlarını yok etmiyor. Bu da böyle biline.

Aşağıda Resmi Gazete'de çıkan yeni karar:

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.