İRAN ŞİA KÜLTÜRÜ ve ANADOLU ALEVİLİĞİ
 
İRAN ŞİA KÜLTÜRÜ ve ANADOLU ALEVİLİĞİ
 
Yakın komşumuz olan İran hakkında çok fazla bilgimizin olmadığını, bu ülkeye yaptığım 12 günlük seyahat sırasında anladım. İran'da gördüklerim, duyduklarım, konuştuklarım bu ülkenin çok farklı bir ülke olduğunu gösterdi.
Türkiye-İran arasındaki dostluğun, çok eskilere dayandığını biliyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, güçlü bir dost edinmek için İran'la dost olunmasını özellikle istemiş, bunu da başarmıştır. İran'ın Pehlevi Şahlık döneminin kurcusu Rıza Pehlevi, Atatürk'ü ziyareti sırasında; "Paşam beni doğı cephenizde bir karakol komutanınız olarak kabul ediniz" gibi bir ifade kullanmış olması son derece önemlidir.
Bu bağlamda Gazi Paşa şu noktayı çok iyi vurgulamış; 'yurtta ve dünyada barış' için üç temel ilkeye dikkat edilmesi gereğini işaret etmiştir. Bunlar; 1-İran'la Dost olunmalı, 2- Rusya ile iyi ilişkiler kurulmalı, temkinli olunmalı, çatışmamalı, 3-Batıya güvenilmemeli, onların kulu kölesi olunmamalı.
Bugün bu ilkelerin tam tersi yapılıyor.
Onun için Ülkem kan gölüne dönmüş, ateş çemberine alınmıştır.
Bu yazımızın konusu, İran'daki Şia-Anadolu Aleviliği kıyaslaması üzerine olacaktır.
***
İran seyahatim bir kültür incelemesiydi.
İran'daki rejimin "Şia" olması, Arabistan'ın kuyruğuna takılıp "Sünni blok" oluşturma rezaletinin getireceği düşmanlığın sınırlarını tayin etmek zor değil...
Bugün Suriye'de yaşanan bir başka biçimde İran tarafından uygulanmayacağı varsayımından kim bihaber olur?
Bireysel olarak "Alevi" ya da "Şia" mensubu olmamakla birlikte, Anadolu Aleviliğin Türklerin temel kültürü olduğunu biliyor ve benimsiyorum.
En yakın dostlarımın Alevi olması tesadüf değildir.
Köken olarak Horasanlı göçmen genetikli baba soyunun baştan beri Alevi Türkmen olup, Yavuz gaddarından kurtulmak için (Omuz üstünde baş, taş üstünde taş kalmamak üzere Türkmen katliamı korkusuyla) asimilasyon sığınaklara mecbur kalmaları artık tarihi birer gerçektir.
***
Alevi dostlarım düzgün, ahlaklı, hak ve hukuk bilen, uygulayan, kültür deryası insanlardır. Çok yakınımda oldular, yanımda oldular, halen de devam ediyor. Hiç kimse ne kendi ana babasını ne de dinini seçme özgürlüğüne sahip değildir. Bu, doğanın değişmez kuralıdır. Herkesin inancı kendine ve bu bir yerde yazgı olarak kabul edilebilir...
Tanrı'nın bu konudaki iradesine insanların hüküm etmesi mümkün olmadığına göre, yapılacak da yoktur. Birey, nerede hangi ülkede hangi ailede doğacağını bilmez, buna karar da veremez. Kaldı ki doğum yeri, ana baba ya da inancın farklılığı 'insan olmanın ölçütü' değildir. Bunlara takılarak ayırımcılık yapmak sadece katran karası vicdan erbabına mahsustur, yanlışın daniskasıdır. Yunus'un ifadesiyle; "Yaratılanı severim Yaratandan ötürü" ilkesi bize rehber olduğu müddetçe yanlışa sapma riskimiz azdır.
Bireyi düzgün kılan özgür düşünce, özgür inanış, özgür yaşamdır. Bunlar olmadıkça, beyinler özgür bırakılmadıkça insanlık bir yere ulaşamaz gelişemez.
Aleviliğin (A)'sını bilmeyen ya da yanlış bilen şartlanmış yobaz beyinlerin iğrenç ifadelerini zamanla duydukça ve okudukça nefret duygularım kabarıyor. Lüzumsuz bireylerin yine lüzumsuz, beş para değeri olmayan, dahası ayaklar altında ezilesi ifadelere değer verilerek onlar "insan" yerine konulmamalıdır.
***
Aleviliğin arılığını bilen bilir, bilmeyen de öğrenecektir.
Burada ifade etmeliyim ki; bütün Alevi kardeşlerimi ve dostlarımı gönül bağıyla seviyor ve sayıyorum. Sırf iftira olsun, lekelenme olsun diye Onlar hakkında verilen sapkın beyanatlar, Alevilerin 'Peygambere hakaret ettikleri' yolundaki iddiaları ret ederim. Bildiğim, tanıdığım Aleviler asla Peygambere hakaret etmezler. Aleviler; "Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali..." diye başlamaları çok önemlidir.
Bu inanç sistemi ve kültürü Selçuklu, Osmanlı Kuruluş felsefesinde vardır. Kayı Boyu, Ata Oğuzdan oluşan 24 Oğuz Boyun Toy açılışları bu ifadelerle başlar.
Bunu bilmeyen cahillere öğretilecek çok şey vardır.
Ancak şartlanmış beyinleri bunu anlayacak durumda değiller.
İşe başlarken bu hitapla başlayıp devamında dualarını yapmaları iyi bilinir.
Dahası Alevi deyişlerinde, nefeslerinde, saz eşliğindeki şiirlerinde, Alevilik öğretisinde bu aynen vardır ve bir şekilde ifade edilir.
***
Alevi aileden olup inançsız birisinin olabilirliği gibi Sünni aileden olup yine inançsız olan bireyler vardır, doğal karşılanır. İnanmak kadar inanamamak da bireyin özgür iradesi dâhilindedir... Aleviliğe ya da Sünniliğe; diğer bir ifade ile "İslam Dinine" olan inancını kaybetmiş olabilir. Bunların her söylemleri hiç biz zaman bir topluma mal edilemez. Ancak bu gibi kişilerin olması o toplumun Allah'ını, Peygamberi'ni tanımadığı anlamına gelmez. Böyle kişiler her toplumda olabilir. Gerçek şudur ki, Aleviler, İslam dininin "kültür aydınlığı" yüzlerini temsil eder.
***
Konuya soru-cevap formunda devam edelim.
Soru: İRAN ALEVİLİĞİ İLE ANADOLU ALEVİLİĞİ FARKI VAR MI?
Cevap: Anadolu Aleviliği ile İran Şia sistemi kıyaslandığında çok fark görülür. İran mezhep olarak "Şii" (Şia) mezhebini benimser. Şii'dirler (Alevidirler). Ancak İran Aleviliği çok tutucudur, katıdır, taassup vardır.
Anadolu Aleviliği kesinlikle taassubu kabul etmez.
Bunun istisnası, son senelerde İran tarafından da desteklediği bilinen "Caferiler" adında bir Alevi Cemaati oluşmuştur. Hem Türkiye'de hem Kuzey İran'da grupları vardır. Bunlar her yıl Kerbela olayını canlandırırlar, tören yaparlar, hatta zincirlerle açık sırtlarına kan gelene kadar vururlar.
İran kültür inceleme gezim sırasında başında ve sırtında zincirle açılan yara izlerini bana gösteren Caferilerle sohbet etme imkânı da buldum.
Sünnilerde bilinen farklı sapkınların ve yobazların benzeri olarak Alevilerin de aşırıları olarak algılanabilir Caferiler. Bunların yaptıkları da "yobazlık" sayılabilir.
Kerbala olayı olmuştur; aradan geçen 1500 seneye rağmen, çağımızda zincirle kendini yaralamanın anlamı olabilir mi? Yas mı tutmak istiyorsun, yolu ve yordamı var. Muharrem 10 geldiğinde gerektiği kadar yasa girersin.
Ta Osmanlıdan beri Sünniliği devlet politikası haline getirenler eğer doğru ve düzgün olsalardı, şayet insani değerler dini inanışlarla güçleniyor olsaydı, %98 i Müslüman olduğu varsayılan bu ülkede bunca hırsızlık, riyakârlık, düzenbazlık, ahlaksızlık, yolsuzluk, adaletsizlik, cinayet ve daha nice kötülükler olur muydu?
Kaldı ki Pir Sultan'lar, Aşık Veysel'ler, Neşet Ertaş'lar, Aşık Mahsuni'ler, Hacı Bektaş'lar ve önceki ve sonraki niceleri... Hepsi de bu ülkenin nadide insanlarıydı. Sonsuza dek anılacaklardır.
***
Ulu orta konuşup Alevi kardeşlerimize inançları nedeniyle dil uzatanlar, önce dönüp kendilerine baksınlar. Allah ile kul arasına girme gafletinde ve günahkârlığında bulunduklarını unutarak suç ve günah işlerler.
Çok samimi bir ifade ile belirtmeliyim ki; keşke her Sünni vatandaş Alevi kardeşlerimiz kadar bu ülkeye ve değerlerine sahip çıksa. Örneğin, varlığını borçlu oldukları Cumhuriyete, Atatürk'e sahip çıksalar...
Aleviler Türk toplumunun 'kilit taşlarıdır.'
O kilit taşını çekip alırsanız toplumun feleği şaşar.
İyi ki varlar... Hep var olsunlar, olacaklar da...
Memleketimin aydınlık yüzleridirler...
Ötüken'den, Horasan'dan Anadolu'ya gelmiş "Göktengri" (Gök Tanrı)'nın armağanıdırlar... Aleviler, öz be öz Türk'türler...
Onlar bu coğrafyada olduğu sürece Türk Milletine karanlık haramdır.
Kerameti kılın açık ya da kapalı oluşunda arayan Arap özentisi yobazın yanında Alevi Türkmen her zaman baş tacı olacaktır.
Onlar Türklük ve millet olma kültür mirasını, ilkelerini bugüne kadar korumuş yegâne toplumdur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Alevi vatandaşlara çok şey borçludur.
***
Soru: ALEVİLİK VE ŞİA İLİŞKİSİ VAR MIDIR?
Cevap: Aleviliğin mezhep değil tasavvufun bir kolu olduğunu, ucunun Hz. Ali'nin üstün feraset ve bilgisine dayandığını, dolayısıyla Peygamberimizin membasından fışkıran coşkun bir ırmak olduğunu, yaşanmışlık olarak da sünnete bağlı olduğunu, bugünkü İran'da var olan "Şii" akımıyla alakası olmadığını da bilmek gerekir. Türk Milleti arasına nifak sokan, ayrılığa sürükleyen bu saçmalıkların ardındaki oyunu anlamak, çözmek, anlatmak ve kalbiyle vicdanıyla tartmak gerekir. Alevilik Türklere mahsustur. Nitekim Ahmet Yesevi'den naklen gelen bir ilke vardır; 'kim ki aslına rücu etmeyip başkalarının dolduruşuyla kendi uydurduğu dini ya da mezhebi yaşarsa, yazıklar olsun ona.'
Tanrı'm akıl fikir versin demekten bir şey söylenemez.
***
Soru: ALEVİLERİN TÜRKİYEYE BİR ZARARI OLDU MU?
Cevap: Bu sorunun soruluşuna bile tahammül sınırlarımı aşar.
Alevilerin Türkiye'ye, Türk halkına bir zararlarının olduğunu düşünmem, düşünemem de... Çevrenize bakın komşularınıza, arkadaşlarınıza bakınız, bir saygısızlıklarının olduğunu söyleyebilir misiniz?
Ömrümce çok dostum, arkadaşım, komşum oldu Alevi kardeşlerimden.
Şahsen bir saygısızlık, hainlik, ülkeye ihanet görmedim. Farklı fikirleri savunabilirler, anca asla saygısız, adaletsiz, hain değiller.
Okumuş kültürlü insanlardır, çağdaştırlar, insana saygılılar, vatanlarına sahip çıkarlar, en önemlisi Atatürkçüdürler.
Alevilere olan düşmanlık neden?
***
Anadolu'yu Türkleştiren ve İslamlaştıran önderlerimizden Edeb Ali (Edebali) ve diğer pirler hem Alevilerin hem de Sünnilerin baş tacıdırlar. Daha önemlisi Hz Ali, gönüllerin sultanıdır. Dincilik yapmayan, dini ticaret aracı olarak kullanmayan, suratları farklı kalpleri farklı olmayan gerçek dindar Sünniler asla bu ayrımı yapmazlar, Hz Ali'yi, kâinatın efendisi peygamberin varisi olarak bilirler. Edepali ve diğer Pir Sultan'lar Hz Ali'nin yolundan hiç ayrılmadılar.
İster Alevi ister Sünni kardeşlerimiz olsun biraz bu konuları detaylı inceleseler, aradan fark olmadığını görürler. Nüanslarda farklılık, fikirlerde farklılık demek ayrı düşünmek, çatışmayı gerektirmez. Bu vatan hepimizin birlik içinde yaşayıp kıymetini bilmemiz gerekir. Yeterince düşmanımız var, bir de mezhepçilik boyutuyla ayırım yapanlara pirim vermeyelim. Bizim bizden başka dostu olmadığını bilmeliyiz.
***
Soru: PEYGAMBER ZAMANINDA MEZHEP VAR MIYDI?
Cevap: Peygamber Hz. Muhammed döneminde "mezhep" diye bir ifade dahi yoktu, değil ki tarikat, cemaat, mezhepsel eylemleri... Aileler arası rekabet ve çatışma vardı sadece... Başyta Haşimiler ve Kureyşiler... Bunlar birer büyük aileydi... Anadolu'daki aşiret örneği gibi...
Peygamber döneminde "tek yol gösterici" olarak kutsal kitabimiz Kur'an vardı, ayet vardı. Açın okuyun mealleri ya da Arapçasını Kur'an'ın, hiç bir ayetinde "mezhep" ifadesi geçmez.
İnsan denilen zararlı mahlûk toplumları menfaatleri için param parça etti, böldü.
Toplum bölündü, yönlendirildi ve yönetildi...
Dini bilgisi biraz fazla olanlar, az olanlara veya hiç olmayanlara mezheplerden bahsetmeye başladılar.  İslam dininin ana kaynağı kutsal kitaba bağlı değil de, Kur'an'ı kendilerine göre yorumlayanlara riayet ettiler.
Sonuç bu hale getirildi. Softa mollalara göre değil de ana kaynağa göre hareket edilmiş olsaydı bugünkü ayırımcılık olmazdı. Ne mezhepçilik olurdu nede kardeşlere düşmanlık...
Ana yol Kur'an ve Tanrı ise tarikat ve mezhepçiliği bir yana bırakıp, düşmanlık yerine Cami-Cem evi kardeşliğini tesis etmek şarttır.
Camiler de bizim Cem evleri de bizim...
Ana hedef Tanrıya varmak, ondan yardım dilemekse, ister Cem evi, ister Cami, ister Kilise... Fark olarak mekân değişken... Hâlbuki yeryüzünün her noktası hem Cem Evi, hem Cami, hem Havra, hem de Kilise...
Manevi olarak nerede huzur buluyorsa insanlar bırakalım oraya gitsin ibadetini yapsın. Düşmanlık, ayırımcılık, ötekileştirme, hor görme niye!
***
Soru: BU DÜŞMANLIĞIN AYIRIMCILIĞIN SEBEBİ NEDİR?
Cevap: Yobazlık, gericilik, cehalet kapıya konulacak şeyler değildir. Alevi vatandaş sazıyla, sözüyle, deyişiyle, nefesiyle, semahıyla, mersiyeleriyle bir bütünün parçalarıdır. Yüzyıllardan beri bu kültürü devam ettirdiler. Alevi kardeşlerimize olmadık karalar çaldılar.
Alevilikte ana fikir insan sevgisidir. İnsanı sevmeyenler, Aleviliği de sevmez. Beyinleri yetersiz, geri kafalılar insani insanca sevmeyi beceremediler bir türlü... Her türlü karalamayı da işte bu yetersiz kafa yapısı, yobaz zihniyet yapar ve sonuçta toplum zarar görür. İnsan sevgisi ve hoşgörü düşmanlığı azaltır.
Aleviler Yurdumun kilit taşlarıdır dedik. Bu ifadenin altını çizerek tekrarlıyorum. Türk kültürünü asırlar boyunca devam ettiren ve yaşatan Alevi toplumudur. Onları çekip alırsanız bina yıkılır, enkaza döner. Aleviler yurdumun sigortasıdırlar. Osmanlıya dönüp bakalım, Osman'dan sonra hiç birinin anası Müslüman bile değil. Şimdi, 'birileri bizim ecdadımız' dediklerinde, peşinen gayrimüslim yarımlığı da kabul ediyorlar demektir. Ne gariplik!
***
Soru: İRANDA MEZHEPÇİLİK VAR MI? ÖRNEĞİN TÜRKİYEDEKİ "İMAMLAR" GİBİ BAZI KESİMLERİ ÖTELEMEK, HAKİR GÖRMEK, AYIRIMCILIK YAPMAK VAR MIDIR?
Cevap: Gördüğüm ve anladığım kadarıyla İran'da "Şia" egemenliği var, Ayetullah ne demişse o geçerli, sistemin ruhu buna dayanıyor. Ancak İran'da 'kimin alevi, kimin Sünni, kimin Katolik, kimin Protestan, kimin Musevi' olduğuyla hiç ama hiç ilgilenmiyor halk.
Çünkü onlar sisteme uyum sağlamışlar. Memnuniyet dereceleri tartışmalı ama sesleri çıkmıyor. Çünkü bunların hiç biri diğerine 'neden sen busun ya da şusun' demiyor. Şia'nın da Sünni'nin de, Hıristiyan'ın da ibadet yerleri var ve kimse kimseye dokunmuyor.
Bunun ne kadar önemi ve anlamı var diye sorulabilir. Ancak bunun önemi çok. Zira birey her şeyden önce "insan" olduğunu biliyor ve ona göre hareket ediyor. Algılanan bu. Bu nedenle "ne kadar insansınız" sorusu sorulursa eğer o zaman insanlığınızı ortaya koyarsınız
***
Soru: İRAN'DA ALEVİLİK NASIL ALGILANIYOR?
Cevap: Şu noktayı bilelim; İran'da ki "Şia" sistemi, anlayışı ile Anadolu Aleviliği dediğimiz Alevilik hayli farklıdır. İran'da taassup vardır, Anadolu Aleviliğinde taassup, katılık yoktur. Anadolu'daki Aleviler insan olmanın tüm özelliklerini barındırıyor. İran'dakiler de gerçek anlamda Anadolu Alevilerinin anladığı manada belki bir anlayış var. Ve bunlar anlayışlarını hayatlarına uyguluyorlar. Özellikle İran "Kızılbaş Türkmenleri, Caferi Türkmenler" Anadolu kültürünü koruyorlar. Anadolu'daki Alevilik evrensel insanlık haklarını savunur, Atatürk sevgisiyle doludurlar. Bunun sebepleri var tabi. Burada anlatılması hayli uzun olur. Bir gerçek de, istisnalar hariç, her Sünni onlar kadar ne evrensel insan haklarını, ne de Atatürk sevgisini taşır.
***
Soru: İRANDAKİ DİYANET TÜRKİYEDEKİ GİBİ MİDİR? NASIL İŞLER?
Cevap: Tabii ki değildir. Orada devlet dini kurallara göre idare ediliyor. Ayetullah sistemi, molla rejimi dediğimiz bir sistem var. Diyanet devletin kendisidir. Şia kuralları geçerlidir. Ehlibeyt Şia'anın kırmızıçizgileridir. Anadolu Aleviliği ile Şia'nın ortak noktaları, Ehlibeyt sevgisidir. İran'da bu sevgi taassup haline dönüşmüş, Anadolu'da ise daha çok kültür-inanç karışımından oluşur.
Ülkemizde tek tarafa hizmet eden diyanet var, Alevi vatandaşları dışlıyor maalesef, bu zihniyet değişmedikçe çok kargaşa çıkar... Düşünelim bir an için, Anadolu'da yaklaşık yirmi milyon Alevciden vergi al, ama tek tarafa, sadece Sünnilere hizmet ver! Yanlış... Ülkeye yazık ama ülke er ya da geç bu zihniyetten kurtulacak. Başka çaresi yoktur, böyle süremez...
Unutulmasın ki Anadolu halkı gerçek İslam'ı Alevi Bektaşi anlayışıyla öğrendi. Osmanlıyı kuran da, Selçukluyu kuran da "Ya Allah, ya Muhammed, Ya Ali" diye başlardı cenge...
Türk halkına giydirilen Emevi peştamalı toplumumuzu ayrımlaştırdı, düşman etti birbirine. Özün Anadolu Türk kültürü ve din anlayışıdır. Bu anlayış terk ediliyor, kendini, aslını unutuyor kurtuluşu başka yerde aramak doğru değil.
Ne ararsan kendinde ara; önce özünü bileceksin, aslını anlayacaksın, öğreneceksin sonra kıyaslamak için Kudüs'te mi, Mekke'de mi ararsın emsalini ararsın. Özümüzü, aslımızı terk edip, Muaviye-Yezit peşine takılıp İslam'ı da yozlaşmış edip Arap kültürünü "din" diye almışız. Yanlış... Ülkemizin en büyük sorunu, gerçek İslam'dan, yani Kur'andan uzaklaşıp Araplaşma bataklığına saplanmaktır...
***
Soru: İRAN İLE 12 İMAM İLİŞKİSİ NEDİR? NASIL ANLIYORLAR?
Cevap: Araplarda ŞİRK doruk noktasında, peygambere çok itibar yok, O'nu sadece diğer Müslümanların gelip para kazanmaları için aracı olarak kullanıyorlar. Çünkü Araplar için Vehabilik önceliklidir.
İran, 12 imama bağlı, daha doğrusu Peygamberden sonra asıl halife ve dinin temsilcisi olarak Hz. Ali ve Onun soyu temel kabul edilir. Nitekim gezdiğim İran kentlerinde, başta Meshed (Horasan), Şiraz, Nişabur, Tus, Şiraz, İsfahan, Kum, Tahran ve Tebriz Şia'nın ilkeleri bu 12 imam esasına göre düzenlendiğini görürsünüz. Örneğin Araplar için Mekke ne ise, Şia için Meşhed aynı şeydir. Şia'nın merkezi...
***
Soru: İRAN'DA EPEY TÜRK OLMALI. KARŞI SORULAR SORMADILAR MI SİZE?
Cevap: Ehlibeyte bağlılıklarını ifade ettim. Hz Ali camide şehit edildi diye namaz kılmayanlara hoş bakmadıklarını ifade etmeliyim. Bu "Alevi" tipini benimsemiyorlar. Ancak ibadetini yerine getiren veya en azından gerekliliğinin bilincinde olan Alevileri önemsiyorlar ve bunların gerçek Alevi olduğunu söylüyorlar. Bazı sapkınların yaptığı gibi, Hz Ali olmaksızın Aleviliği kendi çıkarlarına göre yorumlayanları, işine geldiği gibi Aleviliği tarif edenleri hiç benimsemiyorlar.
Hoş, bu ayrı düşünceler sadece Alevi akımında değil ki, Sünnilerde de çok farklı mezhepler, tarikatlar, anlayışlar var... Kimine göre din tam anlamıyla taassup kimine göre de değil... Örneklerini görüyoruz. Farklı mezheplerde de bu ayrılıkların varlığı bize şunu öğretiyor; 'dini merkeze koyarsanız kan akar' gerçeğidir.
Aleviliği saf halıyla koruyan bazı tekkeler de var. Örneğin Balkanlarda hala varlığı süren Tetova (Kalkandelen) daki  "Arabati Baba Tekkesi" gibi... 
***
Toplumu parçalamak için uydurulmuş bahaneler öne çıkıyor. Peygamber kim, Ali kim... Bir ailenin farklı fertleri... Dört Halifenin Peygamberle akrabalığına bakmak gerek... Maviye Peygamberin kayınbiraderi... Yezid, Hz. Hüseyin'in "kuzeni" konumunda...
Açıkçası kimin eli kimin cebinde olduğunu anlamak hayli güç...
***
Soru: PEKİ, NEDEN BÖYLE OLMUŞ?
Cevap: Çünkü din merkeze konuluyor, siyaset ve egemenlik gücü onun etrafında dönüyor. Peygamber ölünce devleti idare etme yarışı, yani siyasi güç sahibi olma yarışı var. Hem dinin başı, hem de devletin başı sıfatını bir arada sahip olmak için kavga var. Siyasi paylaşım, güç paylaşım mücadelesi... İşin aslı budur... Onun için de kan akmıştır...
Başlangıçtaki dört Halifeden biri hariç diğerlerin hiç biri eceliyle ölmemişlerdir. Hasan Muaviye tarafından karısına zehirletilmiş, Hüseyin kuzeni Yezit tarafından Kerbela'da katledilmiştir.
Sebep neydi?
Hz. Hüseyin sırf haksızlıkla elde edilen Halifeliğe itaat etmemesidir.
İşte işin özeti..
Gerçek yönleriyle İslam'ın daha sempatik, akılcı ve kabul edilebilir olmasının ardındaki gerçek şüphesiz ki taşıdığı tasavvuf anlayışıdır.
İşte Anadolu Alevileri bu anlayışın temsilcileridir.
Onun için "Şia"dan farklıdırlar.
***
SON OLARAK;
Türkler Müslümanlığı 9.y.y.dan itibaren kabul etmeye başlamışlar.
Tabii ki zorla...
Alevilik sadece Türklerde vardır.
Şamanizm in ve İslamiyet'in karışımıdır Anadolu Aleviliği.
İslamiyet'in güzel yönleri kendi geleneklerimizle birleştirilmiştir.
Türk'üm diyen herkes alevidir.
Zamanla asimile olanlar Sünnileştirilmiştir.
Benim baba kökü dedelerim alevi iken Sünnileşmişler.
Hepimizin kökeninde Alevilik vardır.
***
"Kurtuluş İslam'da" diyenlerin, kurtuluş için neden Arabistan'a değil de, "gâvurların" vatanına (Avrupa veya Amerika'ya) gitmek için her çakallığı yapar... İşin aslına bakarsanız herkes içinden yarı inançsızlık (yarı ateist) duygulara sahip... Bu, bireyin fıtratında olan bir haldir. Birey içindeki o Firavun'u hep saklar. Mesela hiç bir diyanetçi, dinci siyasetçi kalkıp "Peygamber zamanında mezhep yoktu" demiyor. Çünkü işine gelmiyor öyle söylemek. Mürailiği marifet sayıyorlar. Geçer akçe odur bu devirde.
Ve bir dörtlükle bitirelim:
Yüzünü dost gibi gösterip, özü düşmanlık dolu nice lafazanlar var;
Dili güya 'mümin' gibi; kalbinde şeytanlık, yalan, riya her pislik var;
Hayallerine dincilik siper oldu kalkan, mürailik kılıç oldu ona haysiyet;
Herkesin kahrı çekilir ama cumhuriyet düşmanlarının bitmez kini var (rd)
SON (8.2.16)
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.